Haftaya Bakış (327): Çerçeve yasa tartışmaları | CHP-YENİ Parti ayrışması

07.08.2026 medyascope.tv

7 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Haftaya Bakış’ı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız. Yine Kemal Can’la haftanın öne çıkan olaylarını konuşacağız. Kemal merhaba.
Kemal Can: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Tabii ki en önemli olay çerçeve yasayı konuşacağız ama onu sona saklayalım. Önce CHP ve YENİ Parti’yi konuşalım biraz. Ben salı günü Meclis’teydim. YENİ Parti ilk açık grup toplantısını yaptı. Kılıçdaroğlu da mutlak butlandan sonraki ilk grup toplantısını yaptı. Arada DEM Parti vardı ama bir nevi peş peşe sayılır. Artık iş kopmuş, yani ayrışma büyük ölçüde bitmiş diyelim. Hâlâ CHP'de kalan birtakım YENİ Partililer var biliyorsun; milletvekili olmayan parti meclis üyeleri. Es kaza yargıdan kendi lehlerine bir karar çıkarsa diye onları tutuyorlar. Ama Özgür Özel'in konuşmasında en önemli husus, istifa çağrısı yapması oldu. İlk defa açık bir şekilde ‘’CHP’yi bırakın, buraya gelin’’ çağrısı yaptı. O bence önemliydi. Bugün de ‘’şu âna kadar şu kadar belediye başkanı geçti. 300'ü aşmayı bekliyoruz’’ gibi açıklamalarla, bir yandan bunu köpürtmeye çalışıyorlar. Teşkilatlar kuruluyor. Milletvekilleri Anadolu'da ilçe ve il teşkilatları açıyorlar. Yardım kampanyası bayağı hızlı başladı. Üye alımları şimdilik ıslak imzayla başlıyor, daha sonra online sistem üzerinden de devam edecek. YENİ Parti aldı başını gidiyor diyelim.
Bu arada, CHP'nin grup toplantısı çok ilginçti. Salonu bayağı doldurmuşlardı ve Kılıçdaroğlu çok mutluydu, çok memnundu; gözleri parlıyordu. Konuşmasını baştan sona izledim, açıkçası konuşmasından hiçbir şey hatırlamıyorum. Zaten öyle hatırlanacak çok fazla bir şey de söylemedi. Yani konuşmanın içeriğinin anlamı olmayan bir pozisyonda bence. İktidar eleştirisi yapmıyor. Daha çok, sorun tarifi yapıyor, uyuşturucu baronlarından bahsediyor. Onun dışında esnaf ziyaretleri, vatandaşlarla kahvaltı gibi örnekler veriyor, ama biz öyle pek halkın arasında Kılıçdaroğlu görmüyoruz. Neyse o önemli değil. Sonuçta açık açık kopmuşlar ve Özgür Özel de artık Kılıçdaroğlu ve ekibi hakkında daha net, doğrudan laflar etmeye başladı. Uzun bir süre sürekli ayağı frendeydi. Artık iyice ayrı dünyaların partileri haline geldiler. Ne dersin?
Kemal Can: Özgür Özel o konuda temkinli davrandı, ağırdan aldı, hatta bu bazı eleştirilere de neden oldu, gecikildiği söylendi. Ama o stratejinin bir mantığı vardı ve son âna kadar o uygulandı. Bir getirisi olup olmadığı ayrı tartışma, ama şu anda açık biçimde, muhalefet kamuoyunun genel beklentisi üzerine, artık başka bir parti hüviyetiyle davranmak, CHP'ye dönme ihtimali teorik olarak bulunsa bile, hatta bunu, senin söylediğin gibi bir bağlantısını da hâlâ canlı tutmaya çalışsalar bile, artık giderek de seçime, yani normal zamanında olacaksa bile seçime kadar bu partinin örgütlenmesini tamamlayıp, iktidarın bazı engelleme çabalarını aşıp varlık göstermesi ve daha önce CHP'nin taşıdığı 2000 yerel seçimlerinde yarattığı ivmeyi daha da büyüterek, başka kesimleri de içine katarak iktidar alternatifi haline gelmesi ve bunu göstermesi gerekiyor.
Burada şöyle bir zorluk var: Özgür Özel, şimdiye kadar iktidarın ağır saldırısı altındaki bir partinin genel başkanı olarak çok yüksek bir direnme performansı gösterdi. CHP, belediyeleri üzerinden ve daha sonra doğrudan parti üzerinden çok ciddi bir iktidar saldırısı karşısındaydı ve bunun karşısında, performans ve görünürlük anlamında neredeyse tek başına bir yılı aşkın bir süre çok kuvvetli bir direnmenin önderliğini, liderliğini yaptı. Yeni bir parti kurulduğu için, evet, yine o saldırıya uğramış kadroların kurduğu bir parti olabilir, ama muhalefet kamuoyunun beklentisi, bu yeni partinin artık bir savunma stratejisinden çıkıp, kendi iddiasını da doğrulayacak biçimde iktidara yürüyen ve iktidarı zorlayan bir partiye dönüşmesi. Yani savunmada kuvvetli ve güçlü bir direniş gösteren bir parti liderliğinden, iktidara yürüyen bir parti liderliğine geçmesi gerekiyor Özgür Özel'in. Bu, tek başına onun göstereceği performansla mümkün mü? Yani dirençte çok önemli bir faktördü. Mitinglerle, bulunduğu her alanda yarattığı etkiyle önemli bir ivme tuttu, direnci canlı tuttu, itiraz potansiyelini düşürmedi ve muhalefet kamuoyunda o zaman için CHP'nin oyunu da tuttu.
Şimdi o oyu bu yeni partiye taşıyıp, üstelik de kuvvetli bir iktidar alternatifi görüntüsüyle başka muhalefet kesimlerini de kendisine katılmaya teşvik edecek bir liderlik organize etmesi, partiyi böyle bir konuma yerleştirmesi lazım. Özgür Özel'in yaptığı geziler, hâlâ bulunduğu her yerde büyük kalabalıkları kolayca toparlayabilmesi büyük avantaj. Ama yeni ve iddialı bir parti dediğin zaman, orada kaçınılmaz olarak daha fazlasına ihtiyaç var; daha fazla kadroya, daha fazla görünen isme, daha çok teşkilat motivasyonuna. Üstelik bir de YENİ Parti’nin ‘’Biz aşağıdan yukarıya, tabandan örgütlenen bir yapı olacağız. Mahallelerden başlayarak örgütleneceğiz. ‘’Biz artık elitlerin tepede belirlediği politikaya seçmenin dahil olduğu bir parti yapısından, taban partisi hüviyetine geçeceğiz’’ iddiası var. Hatta kurultay kazandığında Özgür Özel zaten artık teşkilatın öne çıkacağını vaat olarak da söylemişti. Ama peş peşe gelen önlem kurultayları ve 19 Mart süreci buna pek imkan vermedi.
Şimdi iki şeyi bir arada yapmak zorunda. Yani hem bir yeni yapı örgütlemek zorunda hem de bu yeni yapıyı çok kısa bir vadede seçim kazanıp, iktidar olup, iktidarı da bütün kadrolarıyla yürütebilir olduğunu gösterecek bir performans sergilemek zorunda. Zorlu bir şey. Mesela bu butlan meselesinden hemen sonra çok fazla anket spekülasyonu oldu. Bunların bir kısmının pek de iyi niyetli olmadığını düşünüyorum. İktidar da bu konuda çok çaba gösterdi; daha da gösterecektir. Yani bu işin aritmetiği üzerine kurgulanan bir sürü senaryo var. Ama bence aritmetiğinden daha önemli bir şey var; havayı yakalaması gerekiyor. Yani YENİ Parti, iktidarın CHP'ye yaptığı saldırıdan sonra ortaya çıkmış yeni bir yapılanma olarak güçlü bir motivasyon ortaya koymalı ve bunun atmosferini siyasete hâkim kılabilmeli. Tabii ki bu süreç meselesi, belki onun peşine eklenecek anayasa tartışması ve transferler politikasıyla, iktidarın pek çok alanda devam eden ve diğer taraftan da operasyonların da devam edeceğini düşünürsek, bir sürü engel, bir sürü gündem oluşturan bir türbülans yaratacağı ortada. Bütün bunların üzerine çıkıp daha baskın ve iktidarı da bir anlamda zorlayacak bir performans için, şu anda bu kesin kopmayı ve çağrıyı yapmış görünüyor. Anlaşılan o ki, zaten milletvekillerinin önemli bir kısmı geçti. Şu anda Meclis tablosu itibariyle ve en kötümser anketlere göre bile hâlâ ana muhalefet partisi, YENİ Parti. Ayrıca şimdi milletvekillerine ek olarak belediye başkanlarına da çağrı yapıldı ve büyük kısmı mesela büyük belediyeler, il belediyelerinin çok önemli bir kısmının geçmesi ihtimali var YENİ Parti’ye.
Ama tabii öbür tarafta, CHP'nin bu çerçeve yasa hamlesinde ilk işaretini gördüğümüz gibi ve Kılıçdaroğlu’nun bazı konuşmalarında gördüğümüz gibi, sadece iktidarın bir aparatı olmaktan öte, daha uzun vadede kullanılır birtakım hamlelerin içerisinde bir rolü olacak biçimde konumlandırıldığı anlaşılıyor. Bunun ilk işaretini çerçeve yasada gördük. Daha sonra belki anayasa hadisesinde göreceğiz ve başka meselelerde de karşımıza gelecek diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Çerçeve yasada ne olduğunu özetleyeyim: CHP grup başkanı ve grup başkanvekilleri yasayı görmeden imza attılar. YENİ Parti imza atmadı ve sonrasında YENİ Parti’nin ne yapacağı sorulmaya başlandı. Şu anda Meclis Komisyonu gergin bir şekilde toplantı halinde biliyorsun. İYİ Parti engellemeye çalışıyor; bunu bir koz olarak kullanıyor. YENİ Parti'nin ne yapacağı aslında belli sanki, ama dün Özgür Özel ‘’eski tavrımızdayız’’ dedi ama ‘’evet oyu vereceğiz’’ demedi. Kendisiyle yaptığımız röportajda da ‘’Erdoğan bizi dışarıda tutmak istiyor ama biz bu işin içinde kalacağız’’ demişti. Anladığım kadarıyla, YENİ Parti yasayla ilgili birtakım teknik tartışmalara girecek, ama sonuçta, oluşacak olan yasaya ‘’evet’’ oyu verecek diye tahmin ediyorum. Ama partiden birileri bireysel olarak ‘’hayır’’ oyu verebilir. Çünkü içeride ‘’hayır’’ diyenlerin sayısı epeyceymiş. Ama daha önemlisi, kendilerini YENİ Parti’ye yakın gören ya da öyle tarif eden birtakım kişiler, akademisyenler, gazeteciler ‘’hayır’’ oyu vermesini işliyorlar.
Bir de referandum önerisi var. Referandum önerisi öyle bir şey ki, bu yıllar boyu hep böyledir. ‘’Ne yani halktan mı korkuyorsunuz?’’ diye hep dile getirilen bir şey. Hâlbuki böyle konularda referanduma gitmek çok da akıl kârı değil bana göre. Kaldı ki gitse de ‘’evet’’ oyunun fazla çıkacağını düşünüyorum, ama o ayrı konu. Ama referanduma gitmesi durumunda, referandum sürecinde bu 50 yıl boyunca yaşadığımız olayların en kötü yönlerinin çok ciddi bir şekilde gündeme getirilip toplumun iyice gerilmesi ihtimali de var. Tam bir şeyler bitirilmek üzereyken kaldığı yerden başlatma ihtimali de var. Mesela ben bununla ilgili bir yayın https://medyascope.tv/2026/08/06/cerceve-yasa-referanduma-goturulurse-ne-olur-video/ yaptım, şimdi önüne gelen bana sosyal medyadan ‘’sen halkını sevmiyor musun? Halkına güvenmiyor musun?’’ gibi laflar ediyor. Kaldı ki Anayasaya göre yasalar referanduma gitmiyor biliyorsun. Bir de cumhurbaşkanlığı ile ilgili bir olay varmış. Onun dışında böyle bir şey yok. Sonuçta yasa geçecek. Her halükârda YENİ Parti’nin tavrı ne olursa olsun geçecek. Tabii ondan sonra yasanın uygulanması safhası gelecek. Orada bir süreç var biliyorsun. Milli İstihbarat Teşkilatı silahların bırakıldığını tespit edecek, Milli Güvenlik Kuruluna bir rapor yazacak. Milli Güvenlik Kurulu bu raporu onaylarsa Cumhurbaşkanı bir açıklama yapacak ve bununla süreç başlayacak.
Bunun ne kadar süreceği konusunda değişik rivayetler var. Hızlı olmasının istendiği söyleniyor ama tabii çok sorun ve çok soru var. İstersen Demirtaş hususunu sona bırakalım. Bunları konuşalım. Ne diyorsun? Oylama, YENİ Parti'nin durumu ve yasa tasarısı ne diyor bize?
Kemal Can: YENİ Parti'den başladığın için ben de oradan gireyim. Özgür Özel'in genel başkanı olduğu CHP'nin, süreç komisyonu, İmralı süreci, İmralı ziyareti tartışmaları aşamasında izlediği bir strateji vardı. O zaman da kendi tabanından, bazı akademisyenlerden ya da eski asker veya bürokratlardan ya da CHP periferisinde bulunan çeşitli zevattan çok sert eleştiri ve tazyik almasına rağmen kesinlikle komisyona girmemesi, sürecin hiçbir noktasında bulunmaması, yan yana bile durmaması gerektiği, hatta DEM Parti’yle ilişkiyi tamamen koparması gerektiği konusunda pek çok şey söylendi. Ama Özgür Özel ve aslında İmamoğlu da bu tazyiklere direndiler. Kamuoyunda görünürlüğü fazla olan yani sayısal şeyi bence görünürlüğü kadar yüksek değil bu itirazın, ama bu tazyike rağmen sürecin içinde olmayı, tam tersine, süreci karşıdan, mesela İYİ Parti gibi tamamen karşıya koyarak onun karşısında konumlanmayı tercih etmediler, komisyona dahil oldular. Komisyon raporu sürecinde birtakım problemli noktaların, dikkate alınmasa bile rapora girmesine çalıştılar. Usul tartışmaları açtılar. İmralı ziyareti oylamasının mesela kapalı yapılması karşısında gitmeme tavrı aldılar. Bunlar hem sürecin içinde kalıp hem iktidarın süreci araçsallaştırmasını engellemek hem de sürecin karşısında yer almayarak orada etkili pozisyonda bulunmak açısından bence doğru tavırdı.
Şimdi de buna yakın, belki biraz daha sıkıntılı tarafları var. Çünkü çerçeve yasa açıkça meclis oylamasında alınacak tavırlarla biçimlenecek, ama ben benzer bir çizgide devam edecekleri kanaatindeyim. Fakat bu tartışma da bitmeyecek. Çünkü bu tartışmanın haklı bir tarafı var. Ama bu haklılığın iki tarafta da çok yüksek abartılı, iddialı ve genellikle avantajlı ve güçlü argüman kurmak yerine, karşı tarafı suçlayarak netice almaya yönelen tartışma üslubundan kaynaklandığını düşünüyorum. Çerçeve yasaya bu hâliyle sadece bir örgütün mensuplarının, üstelik kendi içinde de bazı ayrımlar içerecek biçimde kısmi affını ve buna karşılık bu af karşılığında da örgütün silahlı mücadeleyi tamamen bırakıp feshedilmesi üzerine kurgulanmış çok teknik bir yasadan bahsediyoruz. Bunun Kürt sorunun ya da çözüm sürecinin kök yasası olduğu iddiası, bence çok abartılı ve fazla bir iddia. Çünkü bu hakikaten bir devletle bir örgüt arasında bir tür fesih ve bu feshin sağladığı kısmi ve özel bir affı içeriyor. Yani bunun çok tevil götürür bir tarafı yok. İstediği kadar başka türlü yorumlasınlar ama hadise bundan ibaret. Ama bu, kendi içinde bile bir sürü çelişki içeriyor. Birazdan konuşacağız, mesela ‘’Demirtaş'ı etkiliyor, etkilemiyor’’ meselesi, Öcalan'ın meselesi ve daha pek çok konu var. Anayasanın hukuk karşısındaki eşitlik ilkesini geçtim, bu yasaya dahil edileceklerin arasındaki eşitliğin bile sağlanmasında hukuki problemler var. İşin o tarafı ayrı. Ama bu kadar teknik ve dar bir meseleyi çok önemli yüzyıllık bir meselenin kök yasası diye sunmak çok doğru bir şey değil. Bunun araladığı bir kapı olduğu bir ihtimal, bir teorik varsayım olabilir, ama o kapının nereye açıldığı ile ilgili de kimsenin çok net şeyler söyleyebileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla bu iddiaları, karşısında her türlü rahatsızlığı dile getireni barıştan ya da çözümden uzak olmakla suçlayarak elimine etmeye çalışmak iyi bir yöntem değil.
Diğer tarafa geçersek, bu iktidarın çok araçsallaştırdığı ve tamamen artık kendi kontrolünü aldığı, hatta bu yasanın kendisi de bunu söylüyor zaten, kurulacak komisyonlar ve doğrudan Erdoğan'ın iki dudağının arasına yerleştirilmiş bir işleyiş ve şimdiye kadar uzatıla uzatıla gelen şeyin, artık yasal olarak uzatmasını da içeren… Yani raporlar çıkacak, kararlar verilecek, ondan sonra yasa devreye girecek, onun süreleri olacak filan. Yani i nereden baksak 1, 1,5 yıllık bir uzatmayı sağlamış durumda. Başka hiçbir şey yapmadan, tıpkı 1,5 yıldır olduğu gibi, ‘’o olacak, bu olacak’’ diyerek idare edebileceği bir alan yaratmış durumda ve iktidarın, bu alanı hiç saklanmayan bir niyet olarak çok araçsal kullanacağını biliyoruz. Bu tarafta da, bu çerçeve yasaya, özellikle YENİ Parti civarında muhalefet eden insanların çok haklı olarak söyledikleri bir şey var. ‘’Bu kadar görünür bir araçsal işleyiş varken, iktidarın hem uluslararası konjonktür açısından hem iç siyaset açısından neden yaptığı bu kadar açıkken, bunu görmeden, bunu sanki kuvvetli bir barış ve demokratikleşme imkânıymış gibi sunup bunu desteklemek akıl işi değil.
Ama şimdi onların da boşluğa düştüğü şey şu: Tamam, böyle bir şey var, bu gayet net. Hiç de saklanan bir şey değil. Ama bir yandan da bir örgüt feshedilecek, bir sürü insan evlerine dönecek. Bunu da tamamen yok sayamazsınız. Dolayısıyla DEM Parti'nin, iktidarın araçsal niyetlerine rağmen, böyle bir olasılığa ‘’hayır’’ demesini mümkün görmek çok akıllıca değil. Yani ne yapacaklar? ‘’Bu çerçeve yasa çıkmasın, örgüt kendini feshetmesin. Bu şeyler de aşamalı olarak hapishanedekiler ve dağdakilerin önemli bir kısmı evlerine dönebilsin. Bu olmasın’’ demek olacak iş değil. DEM Parti’nin pozisyonu açısından, bu, söylenebilecek bir şey değil. Ama zaten ortalama olarak bu iş bu hâle sokulmasaydı, bu abartılı iddialı şeyler ambalajlar içerisinde sunulmamış olsaydı, Türkiye şöyle bir şey yaşasaydı: ‘’Örgütle devlet görüştüler. Birtakım kısmi düzenlemelerle af çıkartılıyor. Suça karışmamış insanlara imkân tanınacak. Buna karşılık da örgüt silah bırakıyor, kendini feshediyor ve silahlı mücadele sona eriyor. Buna kimse ‘’hayır’’ demezdi.
Ama şimdi sürekli bir bağlama oturtularak tartışılıyor. Yani bir taraf bunu, ‘’sadece bu hâliyle her şeyi çözecek, demokratikleşmenin kapısını aralayan bir şey’’ diye sunuyor. Öbür taraf da ‘’bu, iktidarın büyük oyunu ya da emperyalizmin büyük oyunu buna dahil olunur mu?’’ diyor. Şimdi bu keskinlikte ve bu dışlayıcılıkta tartışınca, diğer ihtimalin tamamen bir suçlama nedeni hâline gelmesi, tartışmayı kilitliyor. Bu çerçeve yasa bir şeyin kapısını aralıyor mu? Bence, aralıyorsa bile o kapının nereye açıldığını kimse bilmiyor. Ayrıca, silahlı mücadele ortadan kalktığında ya da sürecin adı itibariyle ‘’Terörsüz Türkiye’’ realize olduğunda, iktidarın, baskı yaratmak için ya da demokratikleşme dışında adımlar atması için gerekçe bulmakta bir sıkıntısı yok. Hatta çok uzun bir zamandır, yani iki üç senedir terör bahanesiyle bir şey yapmıyor; başka gerekçelerle yapıyor ve bu konuda hiçbir sıkıntı çektiğini de görmüyoruz. İktidarın, demokratikleşmeden geri adım atmak için, hukuksuzluk için teröre ihtiyacı yok. Dolayısıyla bu peşin hükümden ve bu iddialı tezden vazgeçip, bu çerçeve yasayı kendi mütevazı sınırları içerisinde bir aşama olarak kabul etmek ve böyle sunmak, belki karşı taraftaki reaksiyonunu da makul hale getirebilir.
Öbür tarafta da evet, iktidar bunu bir şey için kullanıyor. Her şeyi bir şey için kullanıyor, ama bir yandan da, ‘’o, bir şey için kullanıyor’’ diye ‘’Kürt, anasını görmesin’’ denecek bir durum ya da ‘’savaş devam etsin’’ denecek bir durum söz konusu değil. Dolayısıyla, herkes bu tartışmayı gerçek içerikleriyle, gerçek sorunlarıyla konuşulabilir bir zemine taşıyabilirse daha sıhhatli sonuçlar çıkabilir. Sürecin kendisinden değil, bu tartışmanın kendisinden.

Ruşen Çakır: Son olarak Demirtaş'a değinelim. Bugün Abdulkadir Selvi Akın Gürlek’e atfen, Demirtaş’ın bu çerçeve yasadan yararlanamayacağını yazdı -ki öyle- zaten bu biliniyordu. Çünkü ayrı şeylerden suçlanıyor. Bazı suçlamaları düşüyor olabilir ama cezaevinde olmasını gerektiren ya da o mahkûm olduğu şey, o yasanın kapsamında değil. Ama Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları nedeniyle Selahattin Demirtaş'ın zaten içeride olmaması gerekiyor. Yani çok ciddi bir Demirtaş meselesi var bu olayın içerisinde. Kimilerine göre, Öcalan biraz tutuk davranıyormuş, çok istemiyormuş. Kimilerine göre Erdoğan istemiyor. Ama Devlet Bahçeli yine Demirtaş'ın adını zikretti; bırakılmasını söyledi.
Dün, eski HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım'la bir yayın https://medyascope.tv/2026/08/06/kurt-kamuoyunda-temkinli-iyimserlik/ yaptım. Onun bir ayağı yurtdışında. Türkiye'ye dönmesi söz konusu olan sürgündeki Kürt siyasetçilerle yaptığı sohbetlerde, çok sayıda kişiden ‘’Demirtaş içerideyken bizim dönmemiz doğru olmaz’’ şeklinde tepkiler duymuş ki bu çok anlaşılır bir şey. Ortada böyle bir sorun var. Yani kimse ‘’sürgündekiler geliyorsa Demirtaş haydi haydi bırakılır’’ diyemiyor. Gözler Erdoğan'a çevrilmiş durumda. Bir iddiaya göre iktidar içerisine bazıları Demirtaş'ın çıkmasının hayırlı olacağını söylüyormuş. Bazıları da istemiyormuş gibi bir durum. Tamamen keyfiyete kalmış bir durum aslında. Demirtaş'ın zaten bu çerçeve yasaya yasaya girmesi gerekmiyordu. Ama şimdi Kandil'den insanlar gelecek, cezaevinden insanlar çıkacak, Avrupa'dan insanlar gelecek ama Demirtaş içeride kalacak. Bu çok abes bir durum. Bu arada bu ihtimal, sürece zaten karşı olan çevreler tarafından da bayağı kullanılıyor farkındaysan. Demirtaş’ı sevip sevmedikleri çok önemli değil ama bunu bir argüman olarak kullanıyorlar ve bu sorun önümüzde çok ciddi bir şekilde duruyor.
Kemal Can: Senin dediğin gibi, bunu işaret edenlerin hepsi Demirtaş çıksın arzusunda olduğu için değil; bir çelişki göstermek için yapıyorlar. Ama benim dikkatimi çeken şey, tam da bu tartışmanın çok sıcak bir ânında, Abdulkadir Selvi'nin Akın Gürlek’e referansla, özel olarak Selahattin Demirtaş'ı kapsamadığı haberini yazma ‘’ihtiyacı’’ duyması. Daha önce Erdoğan tarafından takdir görmüş bir aktarım var. Bu, özellikle şu süreçte, yani çerçeve yasa Adalet Komisyonu’na geldiği gün ve tam da ‘’Demirtaş ne olur?’’ tartışmasının olduğu, ‘’çerçeve yasa çıkıyor’’ tartışmalarının en canlı olduğu bir anda, Erdoğan'ın da bulunduğu bir toplantıda Akın Gürlek tarafından AKP MYK'sına verilen brifingde, Selahattin Demirtaş'ı kapsamadığı bilgisi aktarılıyor. Bu bilgi haber olarak şu anda önümüze düşüyor. Bunun rastlantısal olmadığı kanaatindeyim. Bu öyle duyulmuş, görülmüş bir gazetecilik faaliyeti gibi gelmiyor bana. Erdoğan'ın bu konuda bir dahli, bir rezervi olduğunu hatırlatan bir içerik seziyorum. Bu hadisenin, bu köşe yazısının ya da bu yorumun, bu bilginin paylaşılmasının, bu kronolojide bu noktaya denk gelmesinde böyle bir alt çizme olduğunu düşünüyorum açıkçası.
Zaten, senin söylediğin gibi Selahattin Demirtaş'ın serbest kalması meselesi ne bu çerçeve yasa, ne kök yasa, ne başka bir şeye bağlı. Tamamen birinin’’ tamam’’ demesine bağlı. Çünkü açık yargı kararları var ve yargı karar uyulmayarak direnilen yargı kararları söz konusu ve bu yüzden Demirtaş içeride tutuluyor. Bu bence kendi başına biraz önce söylediğim bağlam tartışmalarını da çok önemli hale getiriyor. Çünkü her şeyden bağımsız olarak, ‘’barış iyidir kardeşim’’ demenin yetersizliğini gösteren bir şey. Barış neticede iyidir tabii, ama bu işi bir bağlamda ve bu barışı nasıl sağlamak ve kimleri aktör olarak canlı tutarak sağlamak istediği ve kimin eline verdiği çok önemli bu süreçteki bu yasal çerçevenin. Dolayısıyla bunu tartışmadan, bunu konuşmadan ya da bunu konuşuyor olmanın barış karşıtlığıyla bir alâkası olmadığını kabul etmeden ilerlemek mümkün değil.
Ama tersinden bakarsak, dediğim gibi, bunun tamamen dışında ve tamamen karşısında, olarak da bir yere varılmıyor. Yani bütün muhalefetin İYİ Parti olmasıyla da bir netice alınmıyor. Çünkü bence bu sürecin mimarları, bir tane kuvvetli, sürecin muhalifi siyasi adres olmasını zaten istiyorlar ve destekliyorlar diye düşünüyorum. Hiçbir muhalifi olmayan ya da muhalefet etme çerçevesi daha bildik veya daha kontrol edebilir olmayan reaksiyonlar yerine bir muhalefet adresinin olması… Bunu tıpkı AB sürecinde MHP'nin oynadığı role benzetiyorum. AKP'nin ilk yıllarındaki AB sürecinde MHP'nin oynadığı rolün, şimdi İYİ Parti tarafından yerine getirildiği kanaatindeyim. Dolayısıyla, baştan ve her şeye ve bütün içeriğiyle kendisine karşı olmak, karşı tarafta suçlama olarak ileri sürülebilecek argümanların hepsini üreterek, hakikaten her türlü çözüm ihtimalini dışarıda bırakan bir pozisyondaki muhalefet, iktidarın ya da bu sürecin araçsallaştırılmasının önemli parçası haline getirilebilir.
Demirtaş tartışması bir iç gerilim meselesi olarak da önemli bir faktör olabilir, ama özellikle bu haberin bu aşamada çıkması açısından baktığımda, iktidarın, sürecin kontrolünü iyice eline alması ve orada Erdoğan'ın bu anlamda da mutlak belirleyici haline getirilmesiyle ile ilgili bir mesele. Bu bence önemli ve çok az tartışılan bir bağlam.

Ruşen Çakır: Evet. Noktayı koyalım Kemal. Herhalde hafta başında yasa çıkmış olacak. Ondan sonrası nasıl gelişecek bakalım. Evet, ‘Haftaya Bakış’ı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkürler. Haftaya buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
15.08.2026 Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı